Zaman zaman geçmişte ne yapıldı ? diye eleştiriler duyarız.
Atatürk zamanında ölümünden yaklaşık 4 yıl önce Atatürk’ün kurduğu fabrikalara bir göz atalım isterseniz.
Tabi ki, görmek isteyenlere ve okumak isteyenlere sesleniyorum.
YIL 1934 / 1 muhteşem yılın özeti
Eskişehir Şeker Fabrikası (1934)
Turhal Şeker Fabrikaları (1934)
Konya Ereğli Bez Fabrikası(1934)
Bakırköy Bez Fabrikası (1934)
Bursa Süt Fabrikası (1934)
İzmit Paşabahçe Şişe Ve Cam Fabrikası (1934 Temel Atma)
Zonguldak Antrasit Fabrikası (1934 Temel Atma)
Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası (1934)
Keçiborlu Kükürt Fabrikası (1934)
Isparta Gülyağı Fabrikası (1934)
Ankara, Konya, Eskişehir Ve Sivas Buğday Siloları (1934)
Paşabahçe Şişe Ve Cam Fabrikası (1935 - Tamamlandı)
Kayseri Bez Fabrikası (1934 Temel Atma)
+++
Aşağıdaki yazıyı ise bana kadim dostum Arkadaşım Cavit Nalçacıgil göndermiş, onun zamanındaki eğitim ve okuyan çocukları anlatmıştır.
Saçlara jöle, tırnaklara oje sürülemez, spor ayakkabıyla okula girilemezdi.
Erkekler kravat, kızlar fiyonk takmadan, yaka ve tırnak kontrolü yapılmadan derse girilemezdi.
Sabahları bahçede sıra olunur, pazartesi sabah cuma öğleden sonra müdür konuşma yapar, özel günlerden biriyse saygı duruşu yapılır ve gerçekten saygıyla durulur. İstiklal Marşı okunurken dik durulur, konuşulmaz, saygı duyulurdu. Daha eski senelerde Cumartesi günleri de okula gidilirdi.
Öğretmenlerle dalga geçilemez, veli toplantıları aileye korkarak bildirilir, okulda "konuştuğun" (sevgilin) varsa, sadece bahçede yan yana yürünürdü.
Forma ile okula gidilir, eve gelene kadar forma çıkarılmazdı. Gömlekler pantolonların - eteklerin içine sokulur, okul renkleri dışında bir renk giymek yürek isterdi.
Küpe, kolye, yüzük, bilezik hafta sonları takılır, saçlar erkeklerde tıraşsız, kızlarda 3 boğum örgüsüz ise disipline gidilirdi.
Cep telefonu yoktu, internet de yoktu ama yine de öğrenciler birbirleri ile haberleşirdi.
Biyoloji dersinde üreme konusu anlatılırken utanılır, aruz ölçüsü ezberlerken delirilir, milli güvenlik hocaları askeri disipline sokmaya çalışırdı.
Okul kitapları üzerinde sevilen sanatçı resimlerini olduğu klasörlerde taşınır, ders yılı başında mutlaka kap kâğıdıyla kaplanır, etiketler yapıştırılır, etikete adı-soyadı- sınıfı- hangi dersin kitabı olduğu yazılır, o derse ait defterler de kolaylık olsun diye aynı desen kap kâğıdıyla kaplanır, ders sırasında yanında kitabı olmayan azarlanırdı.
Sınıflar kalabalık olsa da çıt çıkmadan ders dinlenir, boş derslerde sınıftan çıkılmaz, ders saatlerinde okul sınırlarını ihlal etmek isteyenlere acınmazdı.
Ödevler mutlaka yapılır, dönem ödevleri için kütüphaneler, meydan-larousse, ana ya da temel britanikalar taranır, ödevler elle ve mutlaka dolma kalemle yazılırdı.
Yat denince yatılır, sabah okula servis yerine otobüsle gidilir, bazen çanta yoklaması yapılır, okula yasak bir şey getirilemezdi.Okulun herhangi bir yerinde sakız çiğnenemez, derslerde bir şey yenemez, su içmeye gitmek için izin istenirdi.
Birine uyuz olduysak öğretmene şikâyet eder, asla kendimiz sopayla, bıçakla girişmez, çeteleşmez, okul dışında bile kavga etmezdik. Bilirdik ki kavga edersek evde ya da okulda bi posta daha dayak var.
Kızlarla erkekler birbirine mesafeli durur, el şakası yapmaz, küfürlü konuşmaz, efendilik bozulmazdı.
Yerli malı haftası sınıf pikniğine döner, her tür yiyecek bulunur ve biz bu yemekleri paylaşırdık.
Kitap okurduk örneğin, ödev bile olsa okurduk. Değiştirip kitapları öyle okur, kütüphaneden kimlik çıkartır kütüphanede okurduk.
Biz öğrenci gibi öğrenciydik. Saygılıydık, tertipliydik, edepliydik...
Biz çok güzel öğrencilerdik. Çok zor da olsa o dönemlerde hayatın bir anlamı vardı ve biz bunu bilmesek bile hissederdik.
Peki şimdi bunların hangisi yapılıyor ?
https://www.hakimiyet.com/ataturk-ve-kurulan-fabrikalar-18335yy.htm

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir