Dün, AK Parti Konya Milletvekili Meryem Göka’yı gazetemizde ağırladık.
Sayın Vekil iyi derecede İngilizce ve Almanca biliyor. Uzun yıllar AK Parti’nin Almanya Temsilciliğini yaptı. AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları’nda da Dış İlişkiler Başkanlığı görevini yürütüyor.
Herkes kendisini yurt dışından gelip vekil oldu sanıyor ama o aslında has Konyalı bir isim.
1963 yılında Almanya - Ettlingen şehrinde doğmuş. İlk ve orta eğitimini Almanya’da tamamladıktan sonra 1987 yılında ODTÜ Biyolojik Bilimler Bölümü’nü Şeref Öğrencisi olarak bitirmiş.
Türkiye ve Konya ile bağları hiç kopmamış. Kökenleri Cihanbeyli’ye dayanıyor. Hatta babası 1977’de Cihanbeyli’ye gelmiş, orada tuz fabrikalarının kurulmasında emek vermiş bir insan.
Dolayısıyla Konya’yı iyi biliyor.
Hem yerel siyasete hem de Türkiye’nin dış vizyonuna hakim. Aynı zamanda teşkilatçı da bir isim. 2008 yılından bu yana AK Parti Genel Merkez Teşkilatında çeşitli görevler almış, pek çoğunu başarıyla yürütmüş biri.
Daha net bir ifadeyle tanımlamak gerekirse, sahada da masada da işini bilen bir isim. Konya’nın Halkapınar’ını da iyi biliyor Avrupa Parlatmentosu’nun işleyişini de iyi biliyor teşkilat çalışmalarını da iyi biliyor.
Hatta sizler bu yazıyı okurken, kendisi Fransa’da, Avrupa Parlamentosu’nun bir oturumunda olacak.
Fakat sadece Avrupa’yla kısıtlı da bir insan değil. Asya Siyasi Partiler Uluslararası Konferansı (ICAPP) Kadın Kolları Başkanlığı gibi üst düzey uluslararası görevleri de yürütüyor. Asya’ya da hakim.
Sayın Göka’nın bu özellikleri nedeniyle sohbetimizin ana konusu elbette küresel gelişmeler ve Türkiye algısıydı.
Özellikle dış politikaya dair sohbetimiz esnasında kendimi yeniden üniversite sıralarında hissettim.
Çünkü Meryem Göka’nın, Türkiye’ye dışarıdan bakan gözle çizdiği profil benim için çok faydalı oldu. Avrupa’nın içinde bulunduğu durumu ve Türkiye’nin konumunu daha açık bir şekilde anlamış bulundum.
Sayın Vekilin, Avrupa Parlamentosu’ndaki çıkışlarını ve çalışmalarını zaman zaman haber yaptığımızı hatırlıyorum. Sohbetimizde, haberlere yansımayan pek çok anısından da bahsetti.
Mesela LGBT konusu hayli dikkat çekiciydi. Avrupa’da yükselen sağ eğilim, göçmen karşıtlığı ve İslamofobi de diğer ilgi çekici konulardandı.
Ziyaretine dair haberimizde bu konulardan kısaca bahsettik ama burada da biraz açmak isterim.
Sayın Göka’nın bugün Fransa’da katılacağı oturumun ana maddesi, LGBT siyaseti üzerine.
Bazı Avrupa ülkelerinin, Türkiye’yi LGBT’ye yönelik politikaları nedeniyle köşeye sıkıştırmaya çalıştığı bir oturumda, Sayın Göka gereken cevapları verecek.
Çünkü aileyi korumanın, Türkiye’nin önündeki en önemli meselelerden biri olduğunu düşünüyor.
Ve Avrupa’nın içinde bulunduğu duruma da dikkat çekiyor.
Cinsiyetsizlik politikalarıyla başlayan sürecin, inançsızlaştırma ile devam ettiği Avrupa’da gelinen noktayı çok berrak bir şekilde tarif ediyor.
Aslında Avrupa’da da LGBT karşıtı hatırı sayılır bir siyaset anlayışının ortaya çıkmaya başladığını fakat mahalle baskısı olarak mı tarif edersiniz yoksa azgın azınlığın sesi olarak mı yorumlarsınız bilemem ama bu seslerin de gür çıkamadığını söylüyor.
Avrupa’da yükselen sağ eğilimin, LGBT, inanç gibi konularda Türkiye ile örtüştüğünü ifade ediyor.
Ve doğurganlık oranlarının artırılması konusuna da dikkat çekiyor.
Gazetemize gelmeden önce, “Her Gebeye Bir Ebe” projesi kapsamında anne adaylarını evlerinde ziyaret etmiş.
Sağlık Bakanlığı’nın; sağlıklı anne, sağlıklı bebek, sağlıklı gelecek hedefiyle; gebelikten doğuma, doğum sonrasından lohusalık dönemine kadar annelerin yanında olduğunu söylüyor.
Öte yandan, Mekke Anlaşmasından Suriye’deki iç savaşın sona ermesine, Irak’la uygulanacak olan Kalkınma Yolu Projesinden Rusya ve Ukrayna ilişkilerine kadar geniş bir yelpazede yaptığı dış politika değerlendirmesinde de Türkiye’nin geldiği noktayı çok güzel anlatıyor.
Hatta sohbetimizin bu kısmında; Genel Yayın Yönetmenimiz Lokman Koyuncuoğlu da Sayın Meryem Göka’nın Konya’da iş adamlarına ve gençlere bir konferans düzenlemesinin, bu resmi aynı şekilde çizmesinin çok faydalı olacağını belirtti. Ben de kendisine katıldım.
Sayın Göka’nın ziyareti bana bir klişeyi de yeniden gözden geçirme fırsatı verdi.
Hani hep eleştiririz ya, vekilleri sahada göremiyoruz diye. Aslında bazı vekiller sahaya bazı vekiller masaya daha uygun. Bazı isimlerin hakikaten hep sahada olması lazım, bazı isimlerin ise hep böyle toplantılarda, masalarda olması lazım.
Sayın Göka, söyledikleri ve yaptıklarıyla, ben hem sahada varım hem masada varım imajı çiziyor.


Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir